............

  • 19/9/2009 - EŞRUHLAR FENOMENİ (R.Şanal Günseli)

  • Her Ütopya bir gerçeğin kendini bize hatırlatmasıdır aslında. Eş ruh ütopyası da işte aynen böyle bir şey.  ''Kadın ayrılmayacak erkekten ve erkek bir olacak kadınla.”
     
    Her Ütopya bir gerçeğin kendini bize hatırlatmasıdır aslında. Eş ruh ütopyası da işte aynen böyle bir şey. Kavuşma arzusu, arayış, özlem, umut bütün bunlar  var olan bir ütopyanın kanıtıdır.

    Herkes eşini bulmak ister. Özel biri tarafından özel olarak sevilmek. Herkes mutlu olmak, sevmek ve sevilmek ister. 

    Şiirlerin, şarkıların, romanların, öykülerin konusu çoğunlukla budur.

    Gözlerine baktığınızda tanıdık birine bakıyor olmanın verdiği o huzur, beğenildiğini, arzu edildiğini fark etmenin gururu, ellerden akan o sıcaklık, konuşmak ve anlaşılmak, tenin cazibesi, onu uzun uzun seyretmek hayranlıkla, ondan gurur duymak, kendini iyi hissetmek, kahkahalarla gülebilmek en basit şeylere, zor anlarda birbirini desteklemenin verdiği güven duygusu, bitmeyen bir coşku, doyumsuz sevişmeler, onunla birlikteyken hayatın her anından alınan keyif,  kendini onun yanındayken tek kişi gibi hissetmek, doyumsuz sevişmeler….ve.. çocuk…onun minicik elleri, küçücük dudağı, kalbinizi ısıtan sıcaklığı ..ve aile…İşte bir ütopya!

    Ve bu ütopyaya ulaşabilmek için yapılan yolculuk. Denemeler, aşk acıları, hayal kırıklıkları, kıskançlık ve öfke nöbetleri.

    Mutluluğun önemli koşullarından biri eş, diğeri de iş. İşimizi ve eşimizi bulduğumuzda epey yol almışsız demektir.

    Eş ruhunu bulmak ise son dönemde spiritüel konularla ilgilenen kişiler için  birinci derece önemli olmaya olmaya başladı. Bu işe kafayı takmış, çilesini çekmiş ve eş ruhunu bulmuş biri olarak paylaşmak istediğim birkaç şey var.

    İlk önemli nokta kesin kararlı olmak ve asla geri dönmemek. Taviz vermeden, umutsuzluğa kapılmadan çaba göstermek.

    Söylemeye gerek var mı bilmem, bu çaba öncelikle kendimizi keşfetmek ve sağlıklı bir ilişkiyi oluşturmanıza engel olan inançlarınızı dönüştürmekle mümkün oluyor.

    Bu arada vakitlice ne tür kişilerin bizim  için uygun olmadığını bilmemiz için bir çok deneme yapmamız gerekiyor.

    Sonra kendimizi sevmek ve ozel ve biricik varlığımızı kucaklamak.

    Kendi içinizdeki sevgiliye ulaşmak.

    Cinselliğinizi bütün tabu, korku ve günah duygularından arındırarak yaşayabilmek için özgür olabilmek.

    Hayat amacınızı bilmek ve o yolda yürümeye kesin kararlı olmak. Hatta o yolda kendinizin bile size engel olmasına izin vermemek.

    Yalnız kalabilmeyi becermiş olmak, özel yeteneklerimizi ve dünyaya gelirken yapmamız gereken özel işimizi keşfetmek.

    Toplumsal koşullanmalardan ve kalıplardan özgür olmak.

    Ve eş ruhunu bulunca her türlü değişim için kararlı olmak.

    Katı kalıplar ve değişmez kurallarla yaşama alışkanlığımızdan vazgeçmek. Vew sonra bol kahkaha, sonsuz huzur, paylaşım ve sürprizler için lkalbimizi sonuna kadar açmak.

    “ Bu iş bu kadar zor mu olmalı? ” dediğinizi duyar gibiyim.

    Aslında bir yol daha var. Eş Ruhlar Arşiv dairesine kayıt yaptırıp sizin için uygun bir eş ruh bulununcaya kadar sabırla beklemek!
     
    Başlangıçta insanın tek cinsiyetli olduğu söylenir. Güya Lemuryalılar döneminden de önce dünya yüzündeki varlıklar tek cinsiyetli idiler. Daha sonra tekamül gereği kadın ve erkek olarak iki cinsli bir döneme girildi. Eh iyi de olmuş yani! Öyle değil mi. Bu sonuç için itirazlarımızın olduğu çok zaman olmuştur şüphesiz. Yalnız yaşamaya karar verenler “ benim bir ilişkiye ihtiyacım yok” diyenler olmuştur. Ama aslında bu sonucu ( her konuda olduğu gibi ) bizler talep etmiştik. Yani kendi düşen ağlamaz. Şaka bir yana iki farklı enerjinin tekrar bir olmasıyla ulaşılan sonucun ne denli üstün enerjiler doğuracağını bilmeseydik bu durumu oluşturmazdık.
     
     
    İLK ADIM SAF NİYET VE KARARLILIK

    Nasıl ki mutluluk, başarı ve huzur öyle kendiliğinden, ya da büyük bir lutuf ve rastlantıyla olacak iş değilse, eş ruhunu bulmak da kesin karar,çaba,  ve  deneyim gerektiriyor. Her arayışın bir elde etme gücünden kaynaklandığını, eğer aradığımız bize “ben buradayım” sinyali vermeseydi bunu yapmak için bir istek duymayacağımızı bilmek birinci koşul.

    Diğeri ise evren sonsuz  seçenek ve sınırsız olanaklarla dolu. Bunu da unutmamak gerekir. Seçeneksizliğe inanmak Egosal bilincin işi aslında.

    Bir seminerim sırasında bir hanım birden bire yüzünü asıp dalıp gitmişti. Sebebini sorduğumda kırk yıl düşünsem akıl edemeyeceğim bir şey söyledi. Zaten ortalıkta doğru dürüst adam yoktu, şimdi bu özel bilgileri aldıkça seçenekler sıfırlanıyordu. O zaman ona “ eğer bu dünyada bir kişi var ise, yaşıyorsa, onun için bütün olanaklar ve araçlar yedekleriyle hazırdır. Yeter ki istesin ve aramayı bırakmasın.” Demiştim. Gerçekten de bu düşüncemin doğru olduğunu her seferinde görüyorum.

    Aramak ve aramayı bırakmamak, umutsuzluğa kapılamadan ve yorulmadan hedefe kilitlenmek gerek. Ve hatta bulduğuna inandıktan sonra da bu ilişkjyi nasıl daha iyi yapacağını düşünüp çalışarak devam etmek. Çünkü hayat bir sonuç arama uğraşısı değil bir süreç. Gelişmek ve yükselmek için bir yolculuk bu yolculukta ara duraklar olabilir ama son durak diye bir şey yok aslında.
     
     
    KENDİNE AŞIK OLMADAN ASLA
     Bazı danışanlarım daha ilk seanstan sonra çevrelerinden şöyle geri bildirimler alırlar ” ne oldu sana güzelleşmişsin?” ya da “ Sende bir şeyler var aşık mısın yoksa” gibi. Ben de onlara “evet aşıksınız; kendinize!” derim.

    Gerçekten korkularından, gereksiz suçluluk duygularından, kendilerine yüklenmiş aşırı sorumluluklardan arınmış insanların yüzüne tatlı bir tebessüm otıurur. Yüz kaslarındaki gerginlikler gider.Kendini gereksiz yere yargılamayı bırakıp aslında ne kadar biricik ve ne  kadar güzel olduklarını fark ettiklerinde bir cazibe alanı oluştururlar. Tenleri parlaklaşır, ifadeleri yumuşar, gözleri canlanır. Yürüyüşleri, duruşları değişir. Kendilerine güvenli albenili ve seksi olurlar; yani oldukları gibi!

    İşte bu durum eş ruhuna ulaşmak için olmazsa olmaz bir koşuldur. Aslında her şey için olmazsa olmaz bir koşuldur ya!

    Sürekli kendinizi eleştiriyorsanız, yetersiz, kusurlu olduğunuzu fısıldayan bir ses varsa içinizde bu bütün bedeninizi ve bütün hayatınızı etkiler. Hayalinizdeki o olağanüstü eş ruha ulaşmak istiyorsanız, önce hayalinizdeki siz olmak durumundasınız.

    Önce kendinizi nasıl tanımladığınıza bir bakın. Ben diye başlayan cümlelerin içinde neler olduğuna. Ben sakarım. Ben maymun iştahlıyım, ben , ben böyle şeyler söylüyorsanız sürekli bunlar sizi gerer, burar, kurutur ve çirkinleştirir. Etrafınızdaki elektromanyetik alanınız, bedeninizi oluşturan hücrelerinizin içindeki su, başka insanların bilinçaltları ve evrensel zeka bu mesajı alır veeee 

    size buna göre davranırlar.

    Kendiniz hakkında asla olumsuz şeyler söylemeyin, hatta mekanlar, eşyalar ve başka insanlara da çünkü her şeyin bir bilgi tutucu alanı vardır.

    Hem kendinize akılsız, çirkin, talihsiz gibi şeyler söyleyip, hem de insanlardan, mekanlardan ( örneğin iş yerinizden ), bedeninizden, özetle hayattan iyi şeyler beklemek yaman bir çelişkidir.

    Bir danışanım aynada kendine bakıp” domuz! Sen bir domuzsun işte!” dediğini söylediğinde içim sızlamıştı. Sağlığı iyi değildi, ilişkileri iyi değildi, hatta çocuğu hastaydı.
    Babasının küçükken kendisine; “ benim dolma burunlu, kepçe kulaklı kızım!” dediğini hatırlıyordu. Aslında boylu boslu, hoş bir hanımdı. Fakat babaları iki kız kardeşi de  erkek gibi yetiştirmişti.

    O halde her şeyinize iyi şeyler söyleyin. Saçınızdan, kullandığınız kaleme kadar! Bunu iki ay deneyin, olmazsa dilekleriniz ben buradayım!.
     
     
    ÖNYARGILAR BULUŞMANIN ÖNÜNDE DUVARDIR
     Eşruhunuzla buluşmak istiyorsanız önyargılarınızın neler olduğunu şöyle bir kağıda yazıp üzerinde tek tek çalışmanız gerekiyor. Yaş konusunda önyargınız olabilir, erkeğin kadından mutlaka büyük olması, yaş farkının onu geçmemesi konusunda,  sonra din konusunda ön yargınız olabilir, kültürel düzey ve sosyal çevre konusunda önyargı! Eş ruhlar biraz bu yargıları yıkmak için özellikle birbirinden farklı konumlarda enkarne olabilirler.

    Mutlaka eş ruhunuzla tıpatıp aynı olmanız gerektiği de bir başka önyargıdır. O sizin, siz de onun tamamlayıcısısınız aslında. Dolayısıyla farklılıklar bir avantajdır.

    Bir başka önyargı da birden bire hiçbir sorun ve çatışma yaşmadan büyülü bir dünyaya kanat çırpacağınızı sanmaktır. Evet çoğunlukla böyledir de. Ama her zaman değil! Geçmişten getirdiğiniz alışkanlıkların değişmesi zaman alır. Uyum süreci için sabır gerekebilir. Korkularınız, yanlış inançlarınız ayağınıza dolanabilir. Ama siz bunların çoğunu halletmiş biri olarak ne yapacağınızı bilirisiniz
     
     
    CİNSELLİK OLMADAN ASLA
    Cinsel enerji bizim bütün enerjimizin bir parçası değil, bir başka adıdır. Cinsel enerjiniz bastırdıysanız, kendinizi bir kadın gibi, bir erkek gibi yaşamak konusunda engelleriniz varsa, bu aynı zamanda başarılı, huzurlu ve sağlıklı olmanız konusunda da engelleriniz var demektir. Kadınsanız çekici, kadınsı kıyafetler giymeniz, bakımlı olmanız son derece önemlidir.

    Erkekseniz gücünüzü kullanmak konusunda, cinsellikte esnek olmak ve sonuç odaklı olmamak konusunda kendinizi eğitmek önemlidir. Her iki taraf için de bakımlı ve temiz olmak olmazsa olmaz bir koşul aslında. Cinselliği bir ibadet gibi kabul etmek ve yatak odasının kutsal bir alan olduğunu unutmamak hazzı arttırır. Ve hazzın olduğu yerde mutsuzluk olmaz.

    Kendi bedenine özen göstermek, spor yaparak, uygun şekilde beslenerek ve her şeyden önemlisi hayat amacına uygun bir yaşam sürerek eş ruhumuzu kendimize çekebiliriz.
    Cinselliği bir görev, tek başına yapılan bir doyum aracı, günah ve pis bir iş gibi görmek hazzı engelleyen en önemli etkenler.
      
    HAYATINIZIN AMACINI KEŞFETMEK
     Her insan dünyaya bir hayat amacıyla gelir. Bu amacı ya fark eder ve yaşar, ya da gerçekleştiremeden ölür gider. Bu amaç bilinçaltında kayıtlıdır ve bütün hayatını bu amaca göre düzenler. Ailesini, yeteneklerini v.s. Genel hayat amacı sevgidir. Sevgiyi tümüyle öğrenmek ve yaşamak. Özel hayat amacı ise bu genel amaca uygun küçük hedeflerdir. Özgürlük, saygı, anlayış, esneklik, haksızlığa hayır demek, yaratıcılığını ifade etmek bunlardan bir kaçı.

    Hayat amacınızın ne olduğunu keşfettiğinizde birden bire taşlar yerine oturmaya başlar. Domino etkisi oluşur ve hayatınızın tüm parçaları yerini bulur. İş, İlişki, Aile, sosyal çevre, sağlık, ve fiziki çevre ve tabii ki EŞRUHUNUZ!

    Hayat amacınız en çok yapmak istediğiniz ama hep engellenen şeydir. En çok ihtiyacınız olan ama en iyi verebildiğiniz şey, sizi en çok zorlayan ve en çok üzen şey. Peşinden hep koştuğunuz ama bir türlü ulaşamadığınız şey. İçinizde, elinizde olan ama hep dışarıda aradığınız şey. Onu bulunca gerçekten bütün taşlar yerine oturur. O sizin içinizdedir. Aradığınız elinizde olandır aslında.

    Bir danışanım hep babasının anlayışsızlığından şikayet ediyordu, sonunda onun hayat amacının anlayış olduğunu bulduk. Babası bildiğince onu seviyordu, ona elinden geldiği kadar iyi şeyler vermeye çalışıyordu. Yapabildiği yaptığıydı. İşte onun bunu anlaması gerekiyordu. Bunu bir kez anladığında her şey yerli yerine oturacaktı!
     
    İŞARETLERİ İZLE!
     Hayat büyük bir bilinçtir aslında ve bu zeka bizle olaylar yoluyla iletişim kurar. Siz bir şeye niyet ettiğinizde bu zeka harekete geçer ve talebinizi yerine getirmek için kendine has bir yol izleyerek, kendine has bir zamanda sonucu size ulaştırır.

    Eş Ruhunuzla buluşmak için bir talebiniz olduğunda da aynı şey olur. Hemen akabinde akıp gelen olayları iyi izleyip, açılan kapılardan usulca geçmek hünerini göstermeli.

    Ben buna benzer bir süreç yaşadığımı hatırlıyorum. İzmir’den bir konferans çağrısı aldığımda başlamıştı her şey. Hemen bu davete olumlu yanıt verdim.

    O O gün oradaydı ama ben onu fark etmedim. Uzak bir hayal gibiydi benim için. Sonra bir Homeopat bir arkadaşım bana bir ilaç verdi. Kendimi bir hafta kuş gibi hissettim. Bu arkadaşımın söylediğine göre bozulan düzenim yerine oturmuştu bu süreçte.

    Sonra karşıma bir geçmiş yaşam terapisti çıktı. Geçmiş yaşamlarımda ettiğim bir yemini gördüm orada. Sonra birden kalabalık bir salonda onu sırtından görüp bütün bedenimin hayranlıkla donup kaldığı o anı hatırladım.

    Bu tam bir Erosun okunu attığı ana benzer bir şeydi. Fakat ben üzerinde durmamıştım.  Gerçekten her şey bir rüya gibiydi ve benim eş ruhum bir rüya uzmanıydı! Ben bana açılan kapıları usulca itip yürümüş bana sunulan hediyeleri almıştım. Kalbimin sesini izlemiştim ve iyi de yaptım.

    Kalbinizin sesini izlemek için niyet ettiğinizde sadece onunla konuşun. Dışardan parazit sesler duyacaksınız emin olun. “O sana göre değil, biz onu beğenmedik” gibi şeyler. Sonra kafanızın içinde duyduğunuz diyaloglar.

    Sezgileriniz bütün bunların ötesinde bir alandan size ulaşır. Kalbinizin derinliklerinde. İsterseniz ona karnınızda diyebiliriz. Solar Pleksus dediğimiz bölge aslında büyük aklımızın çalıştığı yerdir. Bir sorununuz olduğunda oraya dikkatinizi verip sonra üçüncü gözünüz odaklanın. Bir şey düşünmeyin ve tahmin yürütmeyin. Durun ve bekleyin. Mesaj açık ve net bir şekilde gelecektir.
     
     
    EGONUZ AŞKA DÜŞMANDIR AMAN DİKKAT!
     Egonuz en ufak tartışmada ( aslında tartışmayı yaratan odur. ) hemen kaçıp gitmek ister bahaneler bulur kendine. Kızmaya, küsmeye ve suçlamaya hazırdır. Aman dikkat ego aşka düşmandır. Ego sevgiye, mutluluğa pek güvenmez. Çünkü bir yerlerde bir zaman kalbi kırılmıştır ya, bunu genelleştirir. Bunun hep olacağını söyler durur. Ona inanır. Ama siz ona inanmayın. Onu ikna edin Bir kere olan bir şeyin her zaman olmayacağını söyleyin ona. Konuşun ve anlaşın.

    Eğer onunla uzlaşmazsanız. Mutlaka sizi köstekleyecektir, engelleyecektir. Bunu çok iyi başarır. Bir an önce bu uzlaşmayı yapmazsanız çok vakit harcatır size. Buna bir takım kılıflar uydurmada ustadır.” Ben özgürlüğüme düşkünüm arkadaş! ” “ Etrafta doğru dürüst adam yok ki!” gibi şeyler uydurur. Siz de onun borazanı olur övüne övüne bunu savunursunuz. Kendi fikriniz sanırsınız.

    Yalnız, mahzun ve sıkıntılı dönüp durduğunuzda bilin ki durum aynen böyledir.

    Onu anlayın. O sadece sizi kötülüklerden korumak istiyordur. Kötü bir niyeti yoktur. Artık tehlikenin geçtiğini söyleyin ona. Bir deftere onun çekincelerini ve korkularını yazın. Diğer sayfaya da yanıtlarınızı. Ona öneriler sunun. İki tarafın da kazanacağı öneriler. Bir taraf eşini bulmak isteyen, mutlu olmak isteyen taraf, diğeri de ego tarafı olsun.

    Uzlaşma bittikten sonra görecesiniz mucizeler olmaya başlayacak. Egosal bilinç tarafından ele geçirilmiş olan bilinçaltı artık özgürdür çünkü. İkiyi bir etmişsinizdir ve bütün kapılar size açılmaya başlar.

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/9/2009 - ASTROLOJİ'DE ÇAĞLAR
  •   Kadim Astroloji'de burçlar ve sabit yıldızlar feleği diye de adlandırılan sekizinci feleğin hareketleriyle oluşan çağlar bu feleğin kendi kuşağı yörüngesindeki hareketiyle (batıdan- doğuya) her burcu tamamlamasıyla oluşur. Yetmiş güneş senesinde ancak bir derece yol almasıyla bir burçtaki geçişi yaklaşık 2100 yıldır. Tüm Zodyak burçlarındaki dolaşımı ise yaklaşık 25.200 senede tamamlanır. Filozoflar bu süre tamamlandığında denizlerin ve karaların yer değiştirmesiyle, bütün alemin işleri baştan aşağı değişir demişlerdir.
      Modern astroloji bu hareketlenmeyi ekinoksların kaymasıyla açıklamaktadır. Ekliptiğin eğimindeki değişim ve ekliptiğin gök ekvatorunu kestiği noktanın ekvator üzerinde gerilemesidir. Bu sonuncu değişmeye ekinoks eksenindeki kayma (presesyon) denir. Bu gerileyiş, nihayet bir yerde ilk gözlem yapılan noktaya gelinmesi sureti ile bir periyot verir. Bu periyot, bugünkü astronomik sabitler göz önüne alınırsa, 25780 senede tamamlanır.

      Çağların geçişlerinin tam olarak belirlenmesinin güçlüğüne rağmen arkeolojik bulgularla da desteklenen 7 çağı aşağıda sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu çalışmamızda yaklaşık 2000 yılı kapsayan periyotlarda dünyanın ve insanlığın geçirdiği değişimleri farklı bir açıdan göstererek, astrolojinin kapsamı hakkında sizlere bir fikir vermek istedik.

    Astroloji literatüründe yer alan 7 önemli çağ

    ASLAN ÇAĞI : MÖ 10.000-8.000

      Hesaplayabildiğimiz en erken çağ olan Aslan çağı insanoğlunun sanatla tanıştığı ilk çağ olarak da kabul edilebilir. Yanda resmini gördüğünüz Prehistorik mağara resimleri bu çağın insanlarının sanatsal aktivitelerine ilk örnek teşkil edebilir. Aslan burcu yaratıcılık ve gösteriyle yakından ilgilidir. Bu çağda Aslan burcunun yöneticisi olan güneşin önemi oldukça belirgindi. Güneş uzunca bir süre devam eden buzul çağının sonunu da müjdeliyordu.

    YENGEÇ ÇAĞI : MÖ 8.000-6.000

      Bu çağda Yengeç burcunun ve onun yöneticisi Ay'ın da etkisiyle insanoğlu yerleşik hayat biçimini daha kalıcı bir şekilde inşa etmeye başladı. Ev ve aile yaşantısın bu dönemde daha çok vurgulandığını görüyoruz. Annelik burcu olarak bilinen Yengeç döneminde bir çok kültürde (Çin, Mezopotamya, Hindistan) dişi enerji daha öne çıkmış ve bolluk, bereket kavramları kutsallaştırılmaya başlanmıştır. Bu aynı zamanda güçlü bir koruma içgüdüsünün yaşam bulduğu dönemdir. Vahşi hayvanlar yada diğer insan düşmanlara karşı toplumunu koruma farkındalığı gelişmiştir. Yengeç burcunun aşçılık ve besleme ile olan ilgisinin bir yansıması olarak bu dönem tarım ve balıkçığın ilk başlangıç dönemleri olarak kabul edilmektedir.

    İKİZLER ÇAĞI : MÖ 6.000-4.000

      İkizler entelektüellik ve iletişimin burcudur. İkizler çağı yazı sanatının başladığı çağ olarak da bilinir. Taşların üzerine çeşitli sembollerle yazıların ilk kez bu dönemde ortaya çıktığı gözlenmektedir. Çevre ilişkileriyle birlikte kültürel gelişmeye paralel olarak dil de büyük bir gelişim göstermek zorunda kaldı. Bu çağın en önemli vurgusu iletişim üzerineydi. İkizler burcunun vurgusu iletişim, haberleşme ve yolculukları bu dönemde görmekteyiz. İnsanın kendi yerel çevresinden başka bölgelere olan yolculukları da bu döneme rastlamaktadır. İkizlerle yakın ilişkisi olan ticaret ilk kez bu dönem gelişmeye başladı. Dünyadaki ilk yerleşim yeri olarak kabul edilen Eriha'da bu dönemde kurulmuştur.  

     BOĞA ÇAĞI : MÖ 4.000-2.000

      Maddi değerlerle ilgili Boğa burcunun etkili olduğu bu çağda; insanoğlunun kendi kimliklerini ortaya koymak istemesini, güvenlik, güzellik ve lüks anlayışının öne çıktığını görüyoruz. Boğa çağının hüküm sürdüğü bu zamanlarda sağlam inşa edilmiş binalar ve bunların yansımaları erken Mısır başta olmak üzere yeryüzündeki tüm medeniyetlerde kendilerini göstermektedir. O dönem insanların inşa ettikleri heybetli ve güzel tapınaklar, istikrar için inşa edilen yapılar ve bir çok uygarlıkta ortaya çıkan kutsal Boğa dinleri bu yakın tarihin karakteri ile burcun özelliklerini birebir yansıtmaktadır.

    KOÇ ÇAĞI : MÖ 2.000- 0

      Bu çağda özellikle Yunan medeniyeti Koç burcuna ait bütün özellikleri adeta vurgulamış görünmektedir. Agresif, iddialı ve savaşçı yunan etkileri bu çağa damgasını vurmuştur. Koçtaki savaşçı yön bu zamanlarda dünya yüzünde hüküm sürmüştür. Yiğitlik, mertlik ve başarı hiç bir dönemde bu dönemdeki kadar vurgulanmamıştır. Sağlamlık, dayanıklılık ve spor bu çağda ön plana çıkmıştır. İlk olimpiyatların Antik Yunan'da başladığı bilinmektedir. (Olimpiya)

    BALIK ÇAĞI : MS 0-2.000

      Hz. İsa'nın doğumuyla başlayan bu çağın aynı zamanda Hıristiyan inancında kutsal bir sembol olan Balık ile ilişkilendirilmesi oldukça ilginçtir. Bu döneme ait yeraltı mezarlarında balık sembolü duvarlara işlenmiş ve inananlar bu geleneği sürdürmüşlerdir. Ancak daha önemlisi iyi kalplilik, nezaket, sevecenlik, müşfiklik, merhametlik, yardımseverlik ve bağışlayıcılıkla ilişkilendirilen Hıristiyan anlayışı ve öğretisi bu çağa damgasını vurmuştur. Aynı çağda İslamiyet'in doğuşu mistik ve dinsel etkilerin bu çağda ne kadar etkin olduğunu bizlere göstermesi açısından dikkat çekicidir.

    KOVA ÇAĞI : MS 2.000-4.000

      İçinde bulunduğumuz bu çağ insanlığa Yeni Çağ- New Age anlayışını 1960'lardan itibaren getirmeye başlamıştır. Uzaya yapılan yolculuklar, hızla gelişen yeni teknolojiler, bilimsel keşifler, insan hakları ve bireyselliğin giderek artan yükselişi bizlere Kova çağının içine girdiğimizi gösterir niteliktedir. Devrimler, yenilikler ve özgürlük Kova burcunun temel niteliklerindendir. Küresel dünya anlayışı, Birleşmiş Milletler ve birçok koruma örgütleri bu çağın içinde her geçen gün etkilerini artırmaktadır. Bu gelişmeler tipik Kova etkisini yaşamaya başladığımızı gösteriyor bizlere. Kova çağının olası etkileri bizlere özgürlük ve adalet getirecek mi bunu ilerleyen yıllarda göreceğiz. Yada bu etkileri yaşamayı gelecek kuşaklara bırakacağız...

    Yayına Hazırlayan: GÜRGÜN
    Yayın Tarihi: 17.Aralık.2007

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/9/2009 - Havas İlmi - Havasın Özü


  • Havas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılsımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir. Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile nebulalar ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta daha genişi evrende her şeyle bağlantılıdır.


    Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Havas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatmağa çalışacağız, ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde mele küt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve acayipliği içinde gizlemiştir.

    Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiği şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz.

    Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplamaktır. Bunları da şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını (gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kur’an –ı Kerim’in anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir.

    Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.

    Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunların şekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür. Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlı ve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.

    Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağım şeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruh’u Sultan’da son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/9/2009 - Kova Çağı, Mayalar ve 2012
  •   Mayalar 2012 için 'zamanların sonu' diyor. Ancak bu son kavramı yok oluş anlamında bir son değil fiziksel ve ruhsal bir değişim. Mayalara göre; 2012 yılı insanlığın yükselişinin başlangıcı olacak.
      Günümüzde çok sık konu edilen Kova burcu çağı başlıyor mu? Başladı mı? Başlayacak mı tartışmalarını ele almadan önce önemli bir Maya kehanetini anımsatmayı doğru bulduk. Konuyu araştıran herkes görür ki, Maya Kehanetleri'ne göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli. Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ ruhsal anlamda sona ererek yeni bir çağ başlayacak.
      Mayaların şifreleyerek günümüze taşıdığı, büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını bilim adamlarının verileri de destekler konumda, iklimsel değişimleri şimdiden hepimiz zaten gözlemleyebiliyoruz. Özellikle tufan da gerekli değil. Bir göktaşının yaklaşımı ve atmosferi etkilemesi de değişimlere yol açar ama yöresel ve bölgesel değişimlerdir bunlar, tüm dünyayı yok etmez. Dünyayı yok ederseniz değişimin ne anlamı kalır ki?

      Büyük değişim adını verdiğimiz ölümle karşılaşmak kaçınılmazdır. Yaşamın iki temel gerçeği var. Biri doğmak diğeri de ölmek, dünya tiyatrosu içinde hepimiz geçici rollerimizin hakkının verdikten sonra buradan ayrılacağız zaten ama önemli olan yaşarken farkındalığımızı ne kadar arttırdığımız, bireysel gelişimimize ne gibi katkılarda bulunduğumuz ve yasalarla uyum içinde olmamız. Buradan ayrılırken yanımızda götüreceğimiz tek şey bilincimizdir. Bilinç uyanık mı? Yoksa geldiği gibi mi gidiyor gibi temel kavramlar ruhsal konularla uğraşan insanlar için önem taşımaktadır.

      Ezoterik tradisyonlara göre, "Beşinci kutupsal kayma" olarak adlandırılan bu değişiminde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesiyle meydana geleceği söyleniyor. Tabii ki, böyle durumlarda hipotezler çoktur ve farklı farklıdır. Bilim adamlarının görüşleri ezoterik bilgiler, astrolojik ve astronomik verilerle de uyuyor.
      "Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu'ndaki buzullar erimeye başlamış durumda. Mayalar'a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi. Olayları iyi gözlemlemek ve aralarındaki bağları, benzerlikleri iyi takip etmek gerekir.”
      Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (kuzey ve güney kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan Mayalar bunu biliyordu.
      Konunun bir diğer yanı da Mayaların bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmalarıdır. Mayaların kriptolarına göre dünya için 2012 yılı çok önemli. Çünkü onlar üzerinde çok spekülasyon yapılan kova çağının başlangıcını 2012 olarak kabul ediyor yani düşüşün yükselişe geçmesi ve yeni bir başlangıç olasılığı.
      Yalnız Mayalar değil Sümer takvimleri de aynı tarihleri işaret etmekte. Mayalar 2012 için 'zamanların sonu' diyor. Fakat bu anlatımlar da sembolik. Sembolik olarak zamanların sonu demek yeni bir zamanın da başlangıcı demek anlamına gelir çünkü her son bir başlangıçtır tıpkı ölüm ve doğum gibi.  
      Sembolik bilgileri iyi yorumlamak gerekir. Dünyanın yeni yaşayacağı dönemler için hepimizin az çok ezoterik bilgileri olursa ya da bu tip ezoterik konularda doğru yorumlar yapan kaynaklara başvurursak, aslında rahatlarız çünkü pek çok şey yanlış anlaşılıyor. Gezegenin top yekun yok oluşu değil, bir fiziksel ve dolayısıyla ruhsal değişim söz konusu. Daha önce yaşanan tufanlar gibi düşünebiliriz. Bu fiziksel değişimlerle birlikte ruhsal değişimler de birbirleriyle orantılı devam ediyor. Her bir büyük fiziksel değişimlerle birlikte insanlık ruhsal değişimde yaşıyor. Şu ana kadar insanlar aşağıya inişi yaşadı. Yani sık sık şikayet ettiğimiz hızlı dejenerasyon ve tüm değer yargılarının alt-üst oluşu. Ezoterizm buna “ayakların baş başların ayak oluşu” adını veriyor.
      Birincisinde biraz daha kabalaştı, ikincisinde biraz daha, üçüncüsünde biraz daha... Dördüncünün sonunda tam anlamıyla bir dip yaptı. Bu yüzden 2012'yi Mayalar insanlığın yeniden yukarı çıkışın yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta çeşitli dinler bundan Altın Çağ, Vaat Edilen Cennet veya Nirvana, Aydınlanma Çağı diye söz ediyor.

      2012'nin önemi burada. Aşağıya inen insanlık tekrar yukarı çıkışın ilk adımlarını atmaya başlama zamanının geldiğini anlayacak olabilir.Yani daha açıkçası, “ruhsal değerlerin, sevginin kardeşliğin, dayanışmanın, insanı insan olarak kabul edip sevmenin, günlük yaşamı ruhsal yasalara uygun yaşamanın zamanı” diye anlamaya çalışmak bizleri daha ileriye götürücü, bir basamak daha yükseltici bir anlayış olarak kabul edilebilir ve kimseye de zararı yoktur. Bunun da ilk basamağı 2012'dir diyor Mayalar.
      O nedenle bu tarihi tufan, kutup kayması, dünyanın sonunun gelmesi gibi henüz tam olarak bilmediğimiz olgulara ait kehanetmiş havasından çıkarıp, bu olaya daha spiritüel bakmak yararlı olacak ve bizi gereksiz korkulardan koruyacaktır.

     "Bu tarih biz göre Newage akımının çok ilgilendiği ünlü Kova Çağının başlangıcı…"

      Efsanevi Balık Burcu Çağı
      Ezoterik tradisyona göre bundan önceki Balık burcu (Pisces) çağı ismini verdikleri devreye aşağı yukarı milattan önce altıncı asır civarlarında girmiş olmalıyız. Bu dönem dünya üzerinde Grek filozofların en etkin olduğu bir dönem. Aynı zamanda İbranilerde de peygamberliklerin başladığı bir dönemi işaret ediyor. Doğuda Zerdüşt, Laotse, Buddha, Konfiçyüs, Jaina ve diğer öğretilerle birlikte yeni felsefeler ortaya çıkıyor. Düşünce, din, inanç akımlarında büyük bir bereket ve bolluğun olduğu bir dönem.
      Daha gerilere gidersek, daha önceleri aynen Grek medeniyeti gibi Maya medeniyeti de altın çağını yaşamakta idi. Milattan önce 2000 'li yıllarda başlayan Koç (Aries) burcu çağına girerken Meksika'da ve Mısır'da piramitler inşa ediliyordu. Daha önceki tarihlere inebilmek için yeterli materyal olmadığından genel geçer bilgiler vermekten başka çaremiz kalmıyor. Aşağı yukarı milattan önce 8400-8000 arasında Aslan burcundan çıkıp Yengeç burcuna girildiği tahmîn edilebilir. Astronomik hesaba sıkı sıkıya bağlı kalmak isterseniz, Kova burcuna girilen tarihten tam 11027 sene öncesini kabul etmeniz gerekir. Fakat bu sayı sadece matematik bir çözümlemedir. Çünkü bu kadar uzun bir zaman periyodu içinde arzın beklenmedik değişmelere maruz kalmış olması her zaman mümkündür.
    Efsanevî Atlantis kıtasından da, inisiye eğitmenlerin kıtanın batacağını anlayıp aşağı yukarı bu tarihte ayrılmak ihtiyacını hissettikleri söyleniyor.

      26000 yıllık devre
      Görüldüğü gibi, ezoterizmin ifade ettiği 26000 yıllık devir ve periyotları hesaplamak sanıldığı kadar kolay değildir bu nedenle de Kova burcu çağı aslında başı-sonu kesin olarak hesaplanamayacak bir zaman aralığıdır. Şu burçta doğan insanların tamamında aynı günde aynı değişikliklerin olması nasıl imkânsız ise, Kova burcu çağıdır diyerek iki bin yıllık bir devreye aynı etiketi yapıştırmak da o derece gereksiz olur. Aslında, Astroloji'de bir araştırma branşı olan gezegensel periyotlar ve zodyak siklusları hakkındaki incelemelerin bir bölümünü teşkîl eden bu konu yeterince açığa çıkmamıştır. Yoksa bu 26000 yıllık devirden çok daha sağlam temellere oturtulmuş periyotlar ve sikluslar vardır.
      " Bu nedenle biz de Astroset olarak eğer Kova çağından söz edilecekse o çağ kadim Aztek-İnka-Maya-Sümer medeniyetlerinin işaret ettiği zaman aralığı neden olmasın demek istiyoruz."

      İsterdik ki, astrolojinin bütün incelemeleri halka değiştirilmeden duyurulsun. Böylece halk arasında hala “yıldız falı” diye hafife alınan disiplinin aslında kadim bir bilim olduğu anlaşılsın.
      Astroset olarak dileğimiz şu an izlerini sürdüğümüz ve 2012 başlayacağını düşündüğümüz Kova burcu çağında Astroloji'nin ve Bireysel Gelişimin ne olduğunun doğru dürüst anlaşılmasıdır. Fakat şu sıralar araştırmalar gösteriyor ki içinde bulunduğumuz bu şaşkınlık devresi daha bir süre devam edecek.
      Ama yine de son sözü söylemek bizlere düşmez. Melamiler son söz için “Her şeyin doğrusunu Tanrı Bilir” derler. İnsana yakışan şey felaket senaryolarına kendini kaptırmak yerine uyanıklığını arttırmak ve yaşam planına uygun bir gelişimi tamamlamaya çalışmaktır.

      Bize göre Kova Burcu Çağı bu şaşkınlık ve bilgi karmaşası devresi bitip, "ben kimim" sorusunun sahiden sorulduğunda başlayacak bir çağ…

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/9/2009 - EVRENSEL YASALAR
  • SEVGİ Yasası: Başlıca yasa Sevgi yasasıdır. Sevgi, olan’ı tümüyle kabul etmektir. Sevgi izin verir. Sevgi, nasılsanız öyle olmanıza izin vermek ve aynı hakkı herkese tanımaktır. Sevgi sadece bir eylem değildir, o aynı zamanda bir varoluş halidir ve Evren’in, Tüm-Varolan’ın bir tanımıdır.

    ÇEKİM Yasası : Deneyim yoluyla yaratan biri olarak, dilediğiniz şeyi yaratma konusunda tam bir özgür iradeye sahipsiniz, ve siz manyetizm işlemiyle, çekim işlemiyle yaratırsınız, ki, o Çekim Yasası denen ikinci yasadır. Çekim yasası "Benzer benzeri çeker," der. Bu, Evren’deki her şey için geçerlidir, bu düşünce için de geçerlidir. Tüm enerji, ki düşünce de enerjidir, benzer titreşimdeki şeyleri kendine çeker.

    Sevgi Yasası ve Çekim Yasası fiziksel ve fiziksel-olmayan tüm dünyaları yöneten başlıca yasalardır. Bunun dışında ayrıca, bir varoluş halinden çok, şeylerin doğasını, bir eylemi ya da bir enerji akışını bildiren prensipler de vardır.

    Bu prensipler, Yaradılışın Dört Prensibi’dir. Bunlar Tanrı’nın ve sizin gerçek doğanızı ,ki bu Sevgi, Sağlık-Rahatlık, Bolluk ve Yaratıcılık’tır.

    SEVGİ Prensibi : Sevgi en büyük özleminizdir. Siz kabul etmeye ve izin vermeye çalışırsınız

    Evren yada sizin Tanrı dediğiniz o birleştirici bilinç alanı eşitlik ve adaletle ve evrensel yasalara göre- işler. Siz özgür iradeli bir varlıksınız, ve böyle olduğunuzdan, tam bir kabul ve izin verme içinde tutulursunuz. Siz yürekten sevilirsiniz! Sınırsız bir biçimde sevildiğinizi ve kabul edildiğinizi bilerek, istediğiniz yaşamı yaratmak için Evrensel Yasaları öğrenmeye başlayabilirsiniz.

    SAĞLIK VE RAHATLIK : Sağlık ve rahatlık sizin doğal varoluş halinizdir. Rahatsızlık ve hastalık kitlesel ya da bireysel inançların, ve bunlardan kaynaklanıp duygusal akışı engelleyen korkuların sonucudur. İnsanların içlerinde, derinlerde taşıdıkları asıl korku Kaynak’larından ayrı, ve yalnız oldukları korkusudur. Korkularınızın gerçek değil, sadece korku olduklarını anlayarak, kendinizi rahatsızlığın ve hastalığın asıl nedeninden kurtarabilirsiniz.

    BOLLUK : Yaşamızın amaçlarından biri de yokluğu, kıtlığı ve sınırlılığı aşmaktır. Yoksunluk deneyimi belli zamanlarda belli dersleri öğrenmek bakımından değerli olabilse de, o zorunlu bir öğrenim vasıtası değildir. Yoksulluk, yoksunluk ve kıtlık doğrudan asıl korkunuzdan, Kaynağınız’dan ayrı olduğunuz korkusundan kaynaklanır. Siz kendi bolluğunuzun, zenginliğinizin kaynağısınız. Yoksunluk ve kıtlık ile ilgili inançlarınızı ortaya çıkararak, yaşamınızın, parasal özgürlük de dahil olmak üzere, her alanında bolluk yaratmaya başlayabilirsiniz.

    YARATICILIK : Yaratıcılık her ruhun, her insanın özünde olan bir şeydir. Siz deneyim yapmaya itilirsiniz. Yaratıcılık ayrıca, sizin büyük bütüne hizmetinizin bir parçasıdır. Siz yaratırken, yaratımınızı gözlemleyerek kendinizi daha çok keşfersiniz. Yaratıcı olmak ruhun gerçek doğasıdır, ama birçoğunuz kendinizi ifade edebiğleceğiniz yolların hayatta belli işlerle, rollerle ve işlevlerle sınırlı olduğuna inanarak yaratıcılığınızı unutmuş bulunuyorsunuz.

    Bu prensiplerin yaşamınızda ortaya çıkmalarına yardımcı olacak araçları ise şöyle tarif edebiliriz;

    Mutluluğun Dört Anahtarı :

    KENDİNİ TAKDİR ETME : Doğal yeteneklerinizi kabul ve tasdik etme yoluyla yaratma yeteğinizi güçlendirir.

    İZİN VERME : Sevgi dolu bir hayat yaşamanın anahtarıdır.

    ŞÜKRETME : Bolluğu mıknatıs gibi çekmenizi sağlar. Siz neyin üzerinde odaklanırsanız, o çoğalır.

    BAĞIŞLAMA : Sağlığa ve rahatlığa götürür. Eğer rahatsız ya da hastaysanız, daima, bağışlamanız gereken bir şey var demektir. Bağışlamak, gerçek kimliğini hatırlatır.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    sessizliği duyabilmek!

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa